3 Haziran 2008 Salı

Karanlık Orta Çağ” Kimin Orta çağı ?


Mahmut BALCI

Ülkemizde remi ideoloji yanlıları ve batıcılar laikler, milletin kendi değerlerine dönme, inançlarına göre yaşama istekleri karşısında hemen irticadan, “karanlık orta çağ”dan “orta çağ karanlığına dönmekten” bahsederler.

Baş örtüleri ile okumak isteyen kızların okumaları önündeki engelleri kaldırma çabalarını, Meclisin anayasayı değiştirme çalışmalarını bile bu çevreler, başta CHP olmak üzere üniversite rektörleri, yargı bürokrasisinin tepelerinde oturan zevat hemen harekete geçerek “orta çağ karanlığı” “orta çağ karanlığına dönme” edebiyatı yapmaya başladılar.

Peki Nedir bu “orta çağ”, bu “ karanlık orta çağ” Kimin orta çağı?


Orta Çağ, Avrupa tarihinin geleneksel ve şematik olarak üç çağa ayrılışında, ortada kalan

çağa verilen isimdir. Bu üç çağ:

  • Antik klasik uygarlıkları (Antik Çağ),

  • Orta Çağ

  • Modern Zamanlar' dır.

Batı tarihinde Ortaçağ; 476’da Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden kuzey Avrupa’da Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul edilen 1500’lere kadar oldukça uzun bir dönemi kapsar. Bu döneme “Ortaçağ” adı, daha sonraki dönemlerde, yani Rönesans ve daha sonra Aydınlanma döneminde yaşayan batılılarca uygun görülmüştür.

Ayrıca bu isimlendirme ve tanım Avrupalılar için ve Avrupa’daki koşulları tanımlamak için Avrupalılar tarafından yapılmıştır

Kelime anlamı ‘iki dönem arasında kalmış çağ’ olan ortaçağ , Antikçağ’ın sonunda başlayıp Rönesans’ la sona eren, Avrupa’nın üzerine serilmiş ‘bin yıllık karanlık’ olarak anlatılır.

Batı tarihi içinde Ortaçağ denilince bağnaz, geri kafalı, cahil ve görgüsüz gibi sıfatları taşıyan insan ve/ya toplum tipi şekilleniyor kafalarda. Ve ortaçağ otomatik olarak kirli bir maziyi hatırlatıyor. Böyle bir tasavvur bir Batılı için son derece doğrudur.

Bu çağda batıda kilisenin doğmalarına aykırı düşen fikir ve bilim adamları aforoz edilmiş, öldürülmüş ve yakılmışlardır. Kilise ve papazlar tarafından cahil halka cennetten arsa satılmıştır. Bu ve buna benzer pek çok uygulama tahrif olmuş bir kitaba dahi sadık kalmayan batı’nın içler acısı bir durumunu gözler önüne sermektedir.


Batının Ortaçağ’ında, din ve kilisenin ağırlığı, baskısı her alanda yoğun bir şekilde hissedildi.


Şunu hemen ifade edelim ki; Müslümanların karanlık bir orta çağları yoktur.

Müslümanlar, batılıların karanlıkta yaşadıkları tarihin bu döneminde Kuran’dan aldıkları ilhamla cahiliyetin karanlığından kurtulup İslam’ın aydınlığına kavuşmuşlardır.

Çünkü Müslümanların mensup oldukları İslam “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslüman’a farzdır” “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen bir din.

İnandıkları Kuran; “Düşünmez misiniz” “akletmez misiniz“ Yerlerin ve göklerin yaradılışında düşünen ve aklını kullananlar için ibretler vardır.” Buyurarak Müslümanları düşünmeye, araştırmaya sevk eden bir kitap.




Müslüman olan halklar İslam sayesinde şahsiyet bulmuş gerilikten baskıdan, kölelikten, kullara kulluktan kurtulup tek Allaha kulluğa yükselmiş başkaların boyunduruğundan kurtulup efendi olmuşlardır. İslam sayesinde ve İslam’dan aldıkları güçle her alanda üstün başarılar göstermişlerdir.

Müslümanlar; Kuran’ın okumaya, öğrenmeye düşünmeye verdiği önem sayesinde; ilim, fikir ve sanat adamaları yetiştirmiş ve bilim, felsefe, fikir, sanat ve teknik alanlarında büyük başarılar elde etmişlerdir. Büyük medeniyetler kurmuş ve insanlığa ışık tutmuşlardır.

Peki içimizdeki sözde aydınların ve batıcıların bu orta çağ karanlığı edebiyatının sebebi nedir.?

Bunun sebebi; bu sözde aydınların kendi tarihinden kendi medeniyetinden habersiz olmaları ve bu konudaki cehaletleridir.Çünkü bu insanlar kendi medeniyetlerinden kültürlerinden, değerlerinden bilinçli bir şekilde uzak tutulmuşlardır.Yapılan harf inkılabı ve bin yıllık medeniyetimizin yazısının yasaklanması ile insanımız kendi medeniyetimiz konusunda cahil bırakmıştır. Bu insanlara sadece batı, batı medeniyeti hedef gösterilmiştir. Artık batı değerleri ile yetişen bu sözde aydınlar medeniyeti sadece batı medeniyetinden, tarihi sadece batı tarihinden ibaret zannetmişlerdir. Batının “karanlık orta çağını” kendi çağı sanmışlardır. “Karanlık orta çağ” edebiyatının sebebi budur.

Batıcı, laik kesimlerin “orta çağa dönmeyelim” sözlerine, tezine yeniden baklalım.

Dönmeyelim tamam da, hangi Ortaçağ'a dönmeyelim?

Batının karanlık orta çağına mı yoksa İslam’ın aydınlık çağına mı dönmeyelim ?

Konuyu Cemil Meriç’in muhteşem tespiti ile bitirelim.

“ Murdar bir halden şanlı bir maziye dönmek gericilikse, her namuslu insan gericidir”



15 Mart 2008 Cumartesi

Sistemin Milletle Kavgası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Ak Partiyi kapatma istemiyle dava açması Sistemle Milletin Mücadelesinin ve ya sistimin milletle mücadelsinin son örneğidir. 1920 lerde bu sistem kurulurken millete rağmen kurulmuştur. Sistemin kurucularından biri ( İsmet İnönü) çevrelerindekilere düşmanlarını tanıtırken "unutmayın ki milletde sizin düşmanınızdır" mealindeki sözleri ile bunu açıkça ifade etmiştir. Kurtuluş savaşında milletin evlatları cephelerde işgalcilere karşı mücadele ederken, kökü dışarda mason localarının güdümündeki ittihat ve teraki ve benzeri örgütler, batıcı laikler, sabataistler içerde örgütlenip yeni sistemin hazırlığını yapmaktaydı. Savaştan sonra bu hazırlıklı ve örgütlü küçük azınlık, millet daha kendine gelmeden harekete geçerek yeni bir düzen yeni bir rejim kurmuşlardır. Bu sistemde millete, milletin değerlerine yer verilmemeiştir. Bu sistem, milletin değerlerini günü geçmiş, yok edilmesi gereken değerler olarak görmüş bunları işgal ordularının yapamayacağı baskı ve zulüm cinayetelerle yok etmeye çalışırken işgalcilerin değerlerini, hayat tarzını baştacı etmiş ve millete dayatmaya çlışmışlardır. Sistem kurulurken sisteme rengini veren bütün köşe başlerını tutmuş mason ve sabataistler olmuştur. Sistemin Milletten ve Milletin dini İslamdan bu kadar rahatsız olmanın sebebi budur. 1950 lere kadar millete nefes aldırmayan şeflik döneminden sonra dış etkilerele tek partili sistemden çok partili sisteme geçilmeye mejbur kalındı. Kontorulu bir muhalfet partisi kuruldu. Ancak şeflik dönminin baskılarınadan yokluk ve yoksulluktan bıkan Millet bunu fırsat bilerek dayatmacılara gereken dersi vermiş ve demokrat partiyi tek başına iktidara getirmiştir. Sisteme karşı millet büyük bir zafer kazanmıştır. O günden beri sistem ve sistemin kurucusu olmakla övünen CHP' nin milletele mücadelesi başlamıştır. Her seferinde bütün oyun hile ve tuzaklara rağmen (açık oy gizli sayım gibi) Milet onlara dersini vermiştir. Yalnız sandıkta bu yenilgileri yaşayan sistem ve onun partileri her seferinde emirlerindeki orduyu ve yargıyı kullanarak milleten, milletin temsilcileri olan partilerden intikam almaya çalışmışlardır. Demokrat parti ve menderesin başına gelenler, Özalın şüpheli ölümü, refah partisi ve diğer milli görüş partileri ve Erbakanın başına gelenler hep sistemin milletele mücadelesinin açık örnekleridir. Son olarak da Ak Parti siyaseten sandıkta yenemeyenler ve onların bürokrasıdeki uzantıları bu partiyi de milletin teveccühün ü kazandığı için kapatma istemi ile dava açmışlardır. Kısaca bu mücadele sistem ve milletin, sistemin adamaları ile milletin adamalrının mücadelesidir.

8 Mart 2008 Cumartesi

“Karanlık Orta Çağ” Kimin Orta çağı ?

Ülkemizde resmi ideoloji yanlıları ve batıcı laikler, milletin kendi değerlerine dönme, inançlarına göre yaşama istekleri karşısında hemen irticadan, “karanlık orta çağ”dan “orta çağ karanlığına dönmekten” bahsederler.
Baş örtüleri ile okumak isteyen kızların okumaları önündeki engelleri konusundaki Meclisin anayasayı değiştirme çalışmalarını bile başta CHP olmak üzere üniversite rektörleri, yargı bürokrasisinin tepelerinde oturan zevat olmak üzere bu laikçi çevreler hemen harekete geçerek “orta çağ karanlığı” “orta çağ karanlığına dönme” edebiyatı yapmaya başladılar.
Peki Nedir bu “orta çağ”, bu “ karanlık orta çağ” Kimin orta çağı?

Orta Çağ, Avrupa tarihinin geleneksel ve şematik olarak üç çağa ayrılışında, ortada kalan
çağa verilen isimdir. Bu üç çağ:
· Antik klasik uygarlıkları (Antik Çağ),
· Orta Çağ
· Modern Zamanlar' dır.
Batı tarihinde Ortaçağ; 476’da Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden kuzey Avrupa’da Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul edilen 1500’lere kadar oldukça uzun bir dönemi kapsar. Bu döneme “Ortaçağ” adı, daha sonraki dönemlerde, yani Rönesans ve daha sonra Aydınlanma döneminde yaşayan batılılarca uygun görülmüştür.
Ayrıca bu isimlendirme ve tanım Avrupalılar için ve Avrupa’daki koşulları tanımlamak için Avrupalılar tarafından yapılmıştır
Kelime anlamı ‘iki dönem arasında kalmış çağ’ olan ortaçağ , Antikçağ’ın sonunda başlayıp Rönesans’ la sona eren, Avrupa’nın üzerine serilmiş ‘bin yıllık karanlık’ olarak anlatılır.
Batı tarihi içinde Ortaçağ denilince bağnaz, geri kafalı, cahil ve görgüsüz gibi sıfatları taşıyan insan ve/ya toplum tipi şekilleniyor kafalarda. Ve ortaçağ otomatik olarak kirli bir maziyi hatırlatıyor. Böyle bir tasavvur bir Batılı için son derece doğrudur.
Bu çağda batıda kilisenin doğmalarına aykırı düşen fikir ve bilim adamları aforoz edilmiş, öldürülmüş ve yakılmışlardır. Kilise ve papazlar tarafından cahil halka cennetten arsa satılmıştır. Bu ve buna benzer pek çok uygulama tahrif olmuş bir kitaba dahi sadık kalmayan batı’nın içler acısı bir durumunu gözler önüne sermektedir.
Batının Ortaçağ’ında, din ve kilisenin ağırlığı, baskısı her alanda yoğun bir şekilde hissedildi.
Şunu hemen ifade edelim ki; Müslümanların karanlık bir orta çağları yoktur.
Müslümanlar, batılıların karanlıkta yaşadıkları tarihin bu döneminde Kuran’dan aldıkları ilhamla cahiliyetin karanlığından kurtulup İslam’ın aydınlığına kavuşmuşlardır.
Çünkü Müslümanların mensup oldukları İslam “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslüman’a farzdır” “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen bir din.
İnandıkları Kuran; “Düşünmez misiniz” “akletmez misiniz“ Yerlerin ve göklerin yaradılışında düşünen ve aklını kullananlar için ibretler vardır.” Buyurarak Müslümanları düşünmeye, araştırmaya sevk eden bir kitap.

Müslüman olan halklar İslam sayesinde şahsiyet bulmuş gerilikten baskıdan, kölelikten, kullara kulluktan kurtulup tek Allaha kulluğa yükselmiş başkaların boyunduruğundan kurtulup efendi olmuşlardır. İslam sayesinde ve İslam’dan aldıkları güçle her alanda üstün başarılar göstermişlerdir.
Müslümanlar; Kuran’ın okumaya, öğrenmeye düşünmeye verdiği önem sayesinde; ilim, fikir ve sanat adamaları yetiştirmiş ve bilim, felsefe, fikir, sanat ve teknik alanlarında büyük başarılar elde etmişlerdir. Büyük medeniyetler kurmuş ve insanlığa ışık tutmuşlardır.
Peki içimizdeki sözde aydınların ve batıcıların bu orta çağ karanlığı edebiyatının sebebi nedir.?
Bunun sebebi; bu sözde aydınların kendi tarihinden kendi medeniyetinden habersiz olmaları ve bu konudaki cehaletleridir.Çünkü bu insanlar kendi medeniyetlerinden kültürlerinden, değerlerinden bilinçli bir şekilde uzak tutulmuşlardır.Yapılan harf inkılabı ve bin yıllık medeniyetimizin yazısının yasaklanması ile insanımız kendi medeniyetimiz konusunda cahil bırakmıştır. Bu insanlara sadece batı, batı medeniyeti hedef gösterilmiştir. Artık batı değerleri ile yetişen bu sözde aydınlar medeniyeti sadece batı medeniyetinden, tarihi sadece batı tarihinden ibaret zannetmişlerdir.
Batının “karanlık orta çağını” kendi çağı sanmışlardır. “Karanlık orta çağ” edebiyatının sebebi budur.
Batıcı, laik kesimlerin “orta çağa dönmeyelim” sözlerine, tezine yeniden baklalım.
Dönmeyelim tamam da, hangi Ortaçağ'a dönmeyelim?
Batının karanlık orta çağına mı yoksa İslam’ın aydınlık çağına mı dönmeyelim ?
Konuyu Cemil Meriç’in muhteşem tespiti ile bitirelim.
“ Murdar bir halden şanlı bir maziye dönmek gericilikse, her namuslu insan gericidir”

İnsanlığın Temel Soruları

Bizim insan olarak en önemli özelliğimiz akıl ve irade sahibi düşünen bir varlık oluşumuzdur. İnsanı insan yapan ve diğer yartılmış varlıklarda üstün kılan özelliğimiz budur. Ancak insanoğlu bu özelliğni kullanır ve buna göre hareket ederse bu üstünlüğünü sürdürür ve muhafaza eder. Bu doğrultuda hareket etmezse, üstünlüğünü kaybedip aşağıların aşağısına, hayvanlardan da aşağıya düşer.
Aklını kullanıp düşünen insan, ben kimim?, nereden geldim?, niçin geldim?, nereye gidiyorum?, gittiğim yerde ne ile karşılaşacağım? sorularını sorar ve cevaplarını arar. insan oğlu tarih buyunca bu sorular sormuş ve cevaplarını aramaya çalışmıştır. Felsefe ve bir çok düşünce sistemi bu soruların cevabını aramanın sonucu ortaya çıkmıştır.
Ancak Akıl ve düşünmenin sonucu ortaya çıkan felsefe ve beşeri düşünce sistemleri bu sorulara tatmin edici cevaplar verememiştir. Bu sorulara hala cevap aramaktadırlar.
Bu sorulara Bizi yaratan ve bizi en iyitanıayan yüce yaratcımız gönderdiği Peygamber ve bu peygamberler vasıtası ile gönderdiği kitaplar ve din ile cevap vermiştir.
Bu sorlara Kuranın cecabı özetle şöyledir:
İnsanoğlunu Ben Kimim? Sorusuna Kur'an; "Sen Allahın en güzel şekilde yarattığı, yeryüzünde halife kıldığı, diğer varlıkları emrine verdiği eşrefi mahlukatsın. " cevabını veriyor.
Nereden geldim? Sorusuna Allah'tan geldik. Allah yarattı,
Niçin geldim? Rabbını tanımak ve ona kulluk yapmak için,
Nereye gidiyorum? Sorusuna da " Dünyada yaptıklarının hesabın vermek üzere tekrar Allah'a gidiyorsun,
Orada ne ile karşılaşacağım? sorusunu ise ilahi vahiy en ince detaylarına kadar açıklamıstır. Buna göre İnsanoğlu ölümle yok olup gitmiyor. Ölümden sonra başlayan ebedi bir hayat var. Yani ölümden sonra tekrar diriliş var, hesap var, dünyada inandığımız değerler ve yaptığımız işlere göre ya ebedi mutluluk yurdu Cennet, yada azap yeri cehennem var.
İnsanoğluna düşen vahhin bizi aydılattığı bu temel konularda, vahye uygun şekilde yaşayarak
ebedi mutluluğu kazanmak için çalışmaktır.